Ana sayfa Genel ÇOCUKLUĞUMUZU HATIRLATAN LEZZETLER

ÇOCUKLUĞUMUZU HATIRLATAN LEZZETLER

385
0

Bugünkü yazımız içindeki çocuğu hala yaşatanlar için! Bu durumdan biraz uzaklaştıysanız da aşağıdakileri okuyunca sizi eski günlere, ta çocukluğunuza götüreceğimizden eminiz. Çocukluk zamanlarında, tüm bu şehir karmaşasından uzakken, geçim derdi yokken, karmaşık duyguların esiri olmamışız. Dünyamızda sadece ailemiz, arkadaşlarımız, oyuncaklarımız var. Sıcacık yatağımız, sabah çizgi filmlerimiz, mahalle maçlarımız, akşam da fazla geç olmadan eve dönmelerimiz var. Bisikletle kendimizi yokuş aşağı bırakışımız, kar yağdığında muşambaları alıp o yokuşlara tırmanışımız, sabahları kalktığımızda “pooooğçaaa” diye seslenen sokak poğaçacılarımız var.

Bir de mahalle bakkallarımız. İçine girince, ne varsa her şeyi almak isterdik. Bakkal amcalarla, teyzelerle dost olup, harçlıkları ortaya koyar, canımız ne isterse ve paramız nelere yetiyorsa onları alır, bazen sokakta yürüken onları mideye indirirdik. Bazen de evden de bir şeyler alıp bir bahçede ya da bina kapısının girişinde piknik yapardık. Kısacası her şeyi kafamıza göre yaşar, hayatın tadını çıkarırdık. Küçük, temiz çocuklardık. Yaşadığımız en büyük stres eve geç dönüşümüzde vereceğimiz hesap ve Pazar banyosuydu.

Çocukken yediğimiz her şeyin farklı bir tadı ve kokusu vardı. Süt mısırından ekşili sakızlara kadar her şey ilgi alanımızdı. Biz de sizler için hepsi mümkün olmasa da bize çocukluğumuzu hatırlatan 10 lezzeti sıraladık. Bazılarını hala yapabilmemiz mümkün. İyi okumalar.

  • OSMANLI MACUNU

Macuuun! Maacuncuuu! Çocukluğumuzda mahallemizde görüp de heyecanladığımız tatlardan birtanesi Osmanlı macunuydu. Geleneksel bir tat olarak her yerde bize sunulurdu. Bildiğimiz şekerin daha akışkan hali, renkli renkli, limon, vişne, elma gibi aromalarla bir çubuğa sarılır, üzerine hafiften limon gezdirilir ve elimize tutturulurdu. Yapışkanlığından dişlerimizi açamasak da keyifle yemeye devam ederdik. Şimdilerde, özellikle Ramazan aylarında biz yetişkinliklerin aklına nostalji havası getiriyor. Eğer evde yapmak gibi bir düşünceniz varsa;

  • 3 su bardağı şeker
  • 1+1/2 limonun suyu
  • ½ çay bardağı su
  • Limon, elma, vişne aromaları (tercihen rendelenmiş halleri)
  • Sarı, yeşil ve kırmızı gıda boyası
  • Zencefil, tarçın, karanfil gibi baharatlar

ile Osmanlı macunu yapmanız mümkün. Şeker, limon ve suyu bir tencerede kaynatıp macun kıvamına getirin. Ardından hangi aromayı yapmak istiyorsanız biraz rendelenmiş halini, gıda boyası ile eşleştirip karıştırın. En son baharatı da katıp tekrar karıştırın. Örneğin vişne ve tarçın mükemmel bir ikili.

  • TÜP ÇOKOKREM

Eskiden bakkallarda 25 kuruşa alırdık kendisini. Tadı da aslında hayran olunası değildi, ama diş macunu gibi tüpteydi ya hani, o yüzden yemesi zevkli gelirdi. Bazen ekmeğe sıkılırdı ama aynı efekti vermezdi. Yine de tüp çokokrem yeme işi bir disiplindi. Onu böyle dibinden sıka sıka gideceksin, ha bir de yavaş yiyeceksin ki hemen bitmesin…

  • MEYBUZ

Yaz, bizim için meybuz demekti. Bazen on kuruşa bazen yirmibeş kuruşa nelerden yapıldığının umrumuzda olmadığı renk renk meybuzları alır, sokakları doluştururduk. Ailemizden gizli yediğimiz o fazladan meybuzlar nasıl hasta ederdi bizi sonra. Akıllanmazdık, iyileşince koşardık yine mahalle bakkalına. Tabi o zaman pis şeyleri severdik ama şimdi yapmak isterseniz, belirlediğiniz bir meyveye biraz limon sıkarak iyice rondodan geçirdirdikten sonra dondurun. Çok basit ve daha sağlıklı olacağı kesin 🙂

  • PATLAYAN ŞEKER

Off! Ne severdik şu garip şekeri ağzımıza döküp cozlamasını dinlemeyi. Duyduğumuza göre hazırlanan şeker şurubunun 50 bar basınçlı soğuk kazanlarda hazırlanmasından bu hali alıyormuş. Bir yandan gerçekten korkunç ama çocukluk işte, o dilimizin üzerinde patlayınca mutluluk her yanımızı sarıyordu.

  • PİKNİK BİSKÜVİ

Okul harçlıklarımızdan kalan 25 kuruşa alabildiğimiz en mükemmel şeydi. Gerçekten düşük bütçe dostu, kıtır kıtır bir bisküviydi. Vanilyalısı da vardı ama kakaolu net favoriydi. Süte ya da çaya batırınca hemen bardağın içine düşerdi de kaşıkla almak zorunda kalırdık. Ne güzeldi 🙂

  • LEBLEBİ TOZU

(Kaynak: Gazianteppazari.com.tr)

Ah şu silindir plastiklerin içi ne muazzam şeyle doluydu. Bakkalda hep ya 5 ya da 10 kuruşa satılırdı. Bir gidişte on tane almak ne büyük olaydı. Kafamıza diker, tozu hep genzimize kaçar, öksüre öksüre bir hal olurduk ama yine de bırakmazdık. Genelde sade satılırdı ama evde annelerimiz şaşırtır da yaparsa içine mutlaka nane biber de koyardı. Hatta bahçe önünde satışını yapan arkadaşlar bile vardı. Evde yapmak istiyorsanız eğer, leblebiyi ezerek ya da rondodan geçirerek toz haline getirebilirsiniz. Hatta içine nane, kırmızı biber, hatta limon tuzu da eklerseniz çok yakışır.

  • BİSKÜVİLİ LOKUM

Gerçi bunu annelerimiz babalarımız daha çok yaparmış ama biz çocukken de var olan lezzetlerde. Tabi eskiden cheesecakeler, sufleler yoktu. Çocuklar da iki bisküvi arasına lokumu kıstırıp yerlerdi. Hatta adına “kıstırma” da denirmiş. Yapımı en basit lezzetlerden diyebiliriz. İki bisküvi arasına lokumu koyup bastırın, bitti.

  • SALÇALI EKMEK

Hiçbir yemek bu ikisinin bir araya geldiğinde verdiği lezzeti veremedi… Ekmek ve salça gibi tek başına tüketilince pek bir anlamı olmayan iki besinin uyumu gerçekten şaşırtıcı. Okuldan eve geldiğimizde, ya da akşam acıkınca annelerimiz ekmeğe hemencecik salça sürüp tutuştururdu elimize. Ne lezzetli gelirdi, ne güzek de doyardık. Üstüne nane de serpince daha bir lezzetli olurdu sanki. Keşke yine birileri bize salçalı ekmek verse de sallana sallana yokuş aşağı inip maçlara, sekseklere karışsak.

  • HOROZ ŞEKERİ

Plastik bir çubuğun tepesine tünmüş horoz şekerler ne hoşumuza giderdi. Okul çıkışlarında, Ramazan panayırlarında çok rastlardık. Hep 50 kuruşa satılırdı, plastikli bir tadı vardı. Ama kim takar? Şekli güzel bir kere. Bittikten sonra da kendisinden tatlı bir hatıra bırakırdı dilimizde. Arkadaşlarımızla birbirimize dillerimizi çıkarıp kimin dili daha kırmızı diye yarışa girer, gülerdik.

  • EKŞİ SAKIZ

Ekşiyüz, sulugöz… Bunlar popüler iki adıydı. Önce bir tedirgin olurduk, sonra da atardık ağzımıza. Çiğnemesi en güzel şeydi ama ağzımız yüzümüz de bir yamulurdu, hani o kadar ekşiydi. Sonra o giderek tatlı bir hale gelirdi tabii, o zaman bizim için de fazla bir anlamı kalmazdı, yutardık 🙂 Ard arda çiğneyince damağımız aşınırdı, bir garip olurdu.

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here